Herkes çocukluğunda "Büyüyünce ne olcan bakim?" şeklindeki soruları cevaplamak zorunda kalmıştır. Ben hiç bilemedim ne diyeceğimi bu gibi sorulara.
On - on bir yaşlarımda mahalleden arkadaşlarla Aliağa'nın tepelerinde, makilerin arasında kendimizce keşif yürüyüşleri yapardık. Boyumuzu aşan çalıların arasından geçerek nereye olduğunu bilmeden ilerlemekten ne kadar da haz alırdık. Çalıların arasında kimselerin geçmediği boşluklar bulup oraları kendi yerimiz bellerdik. Rengarenk yabani gelinciklerle donanmış bu cennetlerde varsa yer oturur "büyüyünce" zamanlarının hayallerini kurardık.
O günlerden birinde belki de etrafımda bolca gördüğüm mobiletlerin etkisiyle, motosikleti gezi aracı olarak kullanan biriyle karşılaşmadığım halde bütün arkadaşlarımı etkilemeyi başarmıştım "büyüyünce dünyayı motosikletle gezelim." diyerek. O yaşlarda bir çocuğun böyle bir etki yapması haliyle kendini de etkilemişti. Yabani çiçeklerin arasına uzanıp yaşadığımız dünyaya yabani hayaller kurmak hastalıklı bir hal olmuştu.
Lise yıllarında kuzenin motorunu sahil yolunda (trafik yok) denemelerle hastalık iyice yayılmıştı. Üstelik yol topraktı hatırlıyorum da:) şimdi de pek bir tırsağım toprakta, yusuf ve akrabalarıyla her daim..İlk sürdüğüm motorda buna benzer bir şeydi. Pedallarını bisiklet gibi çevirmek gerekirdi. Bir fotoğrafım var aslında o motorla, tarayıp ilk fırsatta ekleyeceğim.
Hastalığıma ilacını alma gayretlerini 2000'de İstanbul'a atandığım ilk yıl gösterebildim. Ama maalesef çevremdeki istisnasız herkesin buranın İzmir olmadığını, canıma mı susadığı mı ısrar ve katiyetle söylemeleri beni caydırmıştı. Zaten pahalıydı da falan da filan... O yıllarda birbirini teşvik eden pek motosiklet grubu da yoktu sanırım ya da ben bilmiyordum. Derken hayatın işe gidip gelirken gittikçe daha saçma bir hal almaya başladığını fark ettiğim bir gün gazetede gördüğüm bu tarz bir ilan içimde ateşi yeniden tutuşturmuştu.
İnanamamıştım, ne kadar uygundu fiyatları. Sonradan nedenini öğrendiğim bu uygun fiyatlar benim harekete geçmeme sebep olmuştu. Hemen mevcut bütün motosiklet dergilerinden alıp çok açken yemeğe saldırdığımız gibi okumaya koyuldum her detayı ve her bilgiyi. Nihayetinde doğru olduğuna karar verdiğim bir sürücü kursuyla görüşüp beraber çalıştıkları eğitmenden dersler almaya başladım. Beni doğru ve adım adım yönlendiren bir hocam olduğu için çok şanslıydım. Bu yönlendirmeler sayesinde tipini çok beğenmesem de bir cbf150 ile mantık evliliği yaptım. Aman Allahım bu tipsiz şey için miydi evden otoparka yürürkenki onca heyecan? Kurtuluş'tan Levent'e ilk defa tek gittiğim günü hiç unutamam herhalde. Sanırım büyük, kocaman turlar yapanlar da benzer bir heyecan ve haz içinde oluyorlardır. İlerleyen günlerde bu haz gelişerek büyüdü. Hiç bitmemesini diliyorum. Keyifli sürüşler...




