Unutamayacağımız şeyler genelde hayatımızın güzel kabul ettiğimiz ilkleridir. Kaç yıl geçti bu ilkin üstünden ama o günkü heyecanımı hatırlamak bile heyecan verici... Gerçekten de kalbim pır pırdı ve karnımda kelebekler uçuşuyordu. Arada derin derin nefes alarak sakinleşmeye çalışmam da pek işe yaramıyordu.
Ehh malum ilk kamp adı üstünde. Çadır, mat vb. şeyler lazım. Arkadaşım, abim, kötü gün dostum Metin'le beraber bunları ucuz yollu hallettik birkaç gün önceden. Bolu Yedigöller kamp yerimiz. Hakan, Metin ve Bursa'dan İffet'le beraber gideceğiz. Köprüyü geçtikten hemen sonra buluşuyoruz.
İki 1200 GS ve bir 650 GS in yanında serçe kuşu gibi kalıyorum. Bundan sebep otoban boyunca pamuklar içinde korunarak, üç GS eskortluğunda yol alıyorum.
Nihayet otoban bitiyor. Bolu merkezde gerekli alışveriş yapılıp dağ yolunda enduroculuk oynamaya başlıyoruz. Yavaş ilerlememize rağmen toz duman her yer. Ancak o manzaradan bakışlarınızın çaldığı anlık haz ne tozu ne de başka bir şeyi düşündürüyor.
Yolda arada seyir molaları veriyoruz. İçmeye çalıştığım en soğuk sulardan biri... Üstüm başım tozla kaplanmış durumda. Yaramaz bir çocuk sevinciyle kirlenen cicilerinizle ilgilenmek yerine ana, orada olmanın tadını çıkarmaya dönüyorum keyifle.
Sonunda kamp alanına vardığımızda bütün gün bir şey yemediğimi fark ediyorum. Neden acaba? Aşk heyecanı bu olsa gerek:) Ama kurtlar gibi açım, hemen et mangal olayına girişiyor beyler. Açlıktan olsa gerek yemek sırasında fotoğraf çekmek kimsenin aklına gelmiyor. Sonrasında kamp alanında yalnız bir yürüyüşe çıkıyorum. Daha önce Karadeniz'e gitmediyseniz bu kadar yeşili bir arada görmemişsinizdir. Bunun hayranlığıyla dolanıyorum.
İlk başlarda rahatsız edici olan kurbağaların bitip tükenmeyen çığlıkları bir süre sonra kulağınıza gelmiyor bile. Gelse de inanılmaz ama terapi gibi... Belki de bize bağırıyorlardır onları rahatsız ettiğimiz için.
Kurbağaların çığlıkları başka bir grubun şarkılarına karışıyor gecenin karanlığında. Başka bir tarafta gecenin sesini yakalamaya çalışan bir çift. Küçük minibüsleriyle iki haftada bir buraya geldiklerini söyleyen amcalar ateşi canhıraş bir şekilde körüklüyorlar. Onları seyrederken sanki ateşle aralarında özel bir bağ olduğunu düşünüyorum, belki sadece bu ateş için buradadırlar kim bilir? Bütün bu sesler ve görüntüler eşliğinde bir kamp için erken sayılabilecek bir saatte uyumak için çadıra giriyorum. Matın üstünde şekilden şekile girerek uyku tulumuna girmeye çalışıyorum. Gülüyorum kendi kendime:) Sonunda uzanmayı başarıyorum.
Sabah erken oluyor burda. Bir serinlik var ama çok keyifli. Ohhh şimdi güzel bir kahvaltı mmmm.....
Koruyucu meleklerim... Hakan, Metin ve İffet
Kahvaltıdan sonra mutlaka yapmanız gereken şey çevrede yürüyüşe çıkmak. Biz de öyle yapıyoruz.
Yürüyüş sonrası geri dönüş çalışmaları başlıyor. Motorlarımızı yükleyip kürkçü dükkanına yol alıyoruz.
















